Bu başlık dikkatinizi çektiğine göre ya beni tanıyorsunuz ya da siz de anlatamıyorsunuz.
Bir metafordan bahsedilir: “Duvardaki resim de beni seviyor olabilir ama benim haberim yok.” Yani diyor ki, beni seviyor olabilirsin fakat bana geçmedi; bu sebeple de bir önemi, bir değeri yok. Ben bu metaforu doğru bulmuyorum.
Ressamın Tuvali ve Görünmeyen Aşk
Ancak bu metafora inananlara aynı düzeyde karşılık vereyim; resmi yapan yani ressam, resmi ve renkleri, o tuvale fırça vurmayı sevdiği için yapar. Odur onu sanatçı, “aşık” yapan. Peki siz o aşkı, o sevgiyi görebiliyor musunuz? Her resmi seviyor ve beğeniyor musunuz? Peki siz bir resmi sevmediğinizde o resim, sanatçının o aşkı kayboluyor mu? Siz anlamıyorsunuz diye ya da hep aynı tip resimle karşılaşıyorsunuz diye o resim değerini mi yitiriyor?
Ressam resmini yaparken hep aynı tabureye oturuyor, hep aynı fırçayı, aynı renkleri kullanıyor diye bu adam sevmiyor, sevemiyor mu oluyor?
Yağmur hep aynı yağıyor, güneş hep aynı doğuyor, rüzgâr hep aynı esiyor diye bu güzellikleri yok mu sayıyoruz? Alışılmış sevgi değer kaybediyor değil mi? Mehtabın değeri, meltemin o naif hissi değersizleşiyor. Peki bunu sen hissedemiyorsun diye bunlar değersiz ya da üzerine düşünmeye değmeyecek şeyler mi oluyor?
Düzenli Tekrarlar ve Modern Zamanın Akışları
Sizi anlamayanlar belki de sizi anlamak istemiyor da olabilir. Bunu sizin iyi analiz etmeniz gerekli. Fakat şunu bilin; doğada her şey tekrarlar fakat “düzenli tekrarlar” üzerine kuruludur. Çevrenize, geçmişinize bir bakın. Neyi düzenli ve tekrarlı yapıyorsanız o şey konusunda başarılı olursunuz. Fakat konu sevgiye gelince işler değişebilir. Bazen sizi Instagram’da reels kaydırır gibi kaydırıp timeline dışına itmek isteyebilirler. Bence bırakın kaydırsınlar.
Siz ne reels videosusunuz ne de Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosusunuz. Siz daha değerli bir varlıksınız. Önce siz ne olduğunuzu bilmeli; sonra neden var olduğunuzu bildikten sonra hayata bakmalı, bu saçma metaforlara cevap vermelisiniz. Belki de cevap bile vermemelisiniz.
Sevginin, aşkın tarifini sözle anlatmanın ne kadar zor olduğunu bilmemize rağmen nedense karşı tarafın da devamlı bunu öyle ya da böyle göstermesini istiyoruz. Hayat bu şekilde pembe dizi tadında olmadığından göstermenizin mümkünatı yok. O halde ya karşınızdaki kişinin bunu anlamasını beklemeli, sağlamalısınız ya da her şeyi oluruna bırakmalısınız.
Kalpten Kalbe Akan Görünmez Bağlar: Sessizliğin Lügati
Sevgi, aşk, kalpten kalbe görünmez bir bağ ile akan bir şey. Bir Wi-Fi sinyali, bir Bluetooth bağlantısı gibi. Ağaçların toprak altında, yüzlerce metre ötedeki ağaçlar ile kökleri vasıtası ile haberleştiklerini biliyor muydunuz? Bir gün bir şeyh efendi dergâhta oturuyormuş. Uzaklardan başka bir şeyh efendi ise kendisini ziyarete gelmiş. Misafir olan şeyhimizi buyur etmişler ve bir odada oturmuşlar. Odada iki şeyh karşılıklı oturmuş. Saatlerce sus pus oturmuşlar. Sonra misafir olan şeyh efendi kalkmış, müsaade istemiş. Birbirlerine demişler ki: “Ne güzel bir sohbetti.” Aşık olan insanlar bazen hiç konuşmasalar da aynı ortamda havayı solumak, aynı ortamda vakit geçirmekle de sevgisini aktarabilir, anlatabilirler.
Gerçekten sevgi anlatmak, hele ki aşk anlatmak istense hangi dilde, hangi zamanda, hangi lojik algoritma ile anlatılabilir? Bunu anlatmaya yarayacak bir ses, bir nota var mı? Tam olarak ortaya koyacak bir lügat var mı?
Bu kadar anlatılması mümkün olmayan ama bir o kadar da gösterilmesi istenen başka bir şey yoktur herhalde. Çok mu uzattık bilmiyorum. Belki sayfalarca yazılabilir, kitaplar yazılabilir ancak şundan eminim; yine de anlatılamayacak, anlaşılamayacak.
Tüketim Rüzgârı ve Kendimize Sorulmayan O Soru
İnsan tüketmeye alıştı. Aynı yiyeceği tüketmeye; giyim kuşam, müzik, film tüketmeye alıştığı gibi insan tüketmeye de alıştı. İnsan tüketilir mi? Bu zamanlarda görüyoruz, herkes birbirini tüketiyor ve bitirince de meyve suyu kutusu gibi çöpe atıyor. Bu tüketim rüzgârına, bu psikolojik hastalığa kapıldıysanız kurtuluşunuz zor.
Sanıyorum şimdiye kadar karşı tarafın sizi anlamamasını, daha fazlasını istemesini, tüketme hastalığını ya da ruhsal eksikliği üzerine konuştuk.
Peki ya siz? Siz gerçekten hep doğru ve olmanız gereken yerde miydiniz?
Ayrıca Bakınız: Sevginin, bağlanmanın ve aşkın doğasını farklı bir pencereden ele aldığım Aşk başlıklı bir diğer deneme yazıma da göz atabilirsiniz.
