Öncelikle kendi içimi dökmek ve rahatlamak üzere bu sayfayı oluşturmak istediğimi bildirmek isterim. Ne bulabilirsiniz burada; Hayata ve gördüklerime dair yorumlar, film, müzik, kitap değerlendirmeleri. Genel olarak dert ettiğim şeyler .
Ya Bir İngiliz Ailede Doğsaydım
Ya Bir İngiliz Ailede Doğsaydım

Ya Bir İngiliz Ailede Doğsaydım

     Geçenlerde Ahkam Radyoda ‘’Gönül Sadası’’ adlı programı dinlerken Sadettin Ökten hoca ile başka bir hoca arkadaşıyla konuşurken konu insanların genel olarak yaşam tarzı, dünya görüşü ve dini hayatın içine katma noktasındaki eksikliklerine gelmiş. Ve şöyle bir şey söylemiş arkadaşı: “Hocam siz şanslısınız. Dini yaşayan insanlardan öğrendiniz. Onlar ise dini kitaplardan öğrenmeye çalışıyorlar. Aranızda o kadar da fark olsun.” Aklımda kaldığı kadar aktardım cümleleri fakat şurası kafamda net: ‘’Siz yaşayanlardan öğrendiniz, onlar ise kitaplardan.’’ Sadettin hoca şanslı adammış gerçekten. Şans deyince belki de beni düzeltir ‘’Şans değil evladım; nasip, kısmet, tevafuk’’ derdi ama büyük ihtimalle bu metne denk gelmeyecektir.

     Ben bu cümleye takıldım çünkü ben de kendimi şanslı hissediyorum. Sebebi de bu topraklarda doğmuş olmak. Evet belki Sadettin hoca kadar hoş ve dolu bir ortamda yaşama fırsatım olmadı fakat Sadettin hoca ve hocalarının doğduğu topraklarda doğdum. Doğdum ve bu zatları dinlemek, okumak, ‘’Ne hayatlar varmış’’ deme fırsatım oldu. Kitaptan da olsa öğrenme fırsatım olmuş. Bu da bir insan için az şey değil. Hocaya soruyorlarmış benim de aklıma gelen sorulardan: ‘’Hocam biz bu yolu nasıl yürüyelim?’’ Hoca, ‘’Bu yolu yürüyenlerle beraber olun, onlarla düşüp kalkın, yaptıklarını yapın; olmadı yazdıklarını, kitaplarını okuyun’’ diyormuş. Aynı dili konuşan, aynı gökkubbede doğan hocalardan öğrenmek, öğrenme fırsatımızın olması büyük nimet.

     Ya İngiltere’de bir İngiliz’in ya da Fransa’da bir Fransız’ın çocuğu olarak dünyaya gelmiş olsaydım dedim kendi kendime. Bu ülkelerin isimlerini özellikle zikrettim çünkü genel olarak gidip herkesin yaşamak istediği ülkeler. Allah’a ne için şükredeceğini şaşırıyor insan. Belki maddi olarak daha güçlü, belki her imkanı olan biri olabilirdim. En iyi ihtimalle maddeten hiçbir eksiğim olmaz, rasyonel açıdan kendimi tam olarak görebilirdim (Avrupa’da herkes öyleymiş gibi konuşuyoruz ya burada) fakat bulunduğum noktadan bakınca bunun ne büyük eksiklik, ne büyük yokluk olacağını düşünüyorum.

     Ben kendimi sorgulayan biri olarak görüyorum her zaman. Belki yanılıyorumdur fakat birçok konuda etrafımdaki insanlar gibi düşünmediğimi görünce bunun böyle olduğunu düşündürtüyor bana. Eğer Paris’te yaşıyor olsaydım bulmam gerekeni bulabilir miydim bilmiyorum. Bulanlar tabii ki var ama ben kendimden emin değilim. Ne İslam’ı babadan öğrendim ne siyasi görüşüm babamdan bana geçti. Ve bunun gibi büyük küçük hayatla ilgili kararlarımı hep neden, niçin sorularıyla buldum. Araştırarak, sorarak, okuyarak bir karar verdim. Bu benim sorgulayabildiğimi gösteren bir geçmiş. Peki yine de Londra’da doğup büyüseydim aslolan için ne düşünürdüm emin değilim. Biz her şeyin olması gerektiği için olduğuna, her şeyin bir sebebi olduğuna, her olanın O’ndan geldiğine inanıyoruz. Bu zaviyeden bakınca çok da düşünmemek gerekiyordur belki de. Fakat düşününce içimi bir korku ve şükür duygusu kaplıyor, Allah biliyor.

     Ben burada doğdum da ilim irfan sahibi olmadım tabii, yine cahil biriyim; malayaniyle geçen bir hayat. Bu eksiklik bendendir. Başka bir sebebi yok. Herhangi bir bahanem de yok. Sadece bunun farkında olarak yaşıyorum. Cahilliğimi kabul ediyor, eksiklerimi hayatın moderniteye bakan tarafından olabildiğince uzaklaştırıp olabildiğince okuyarak, dinleyerek kendimi düzeltmeye çalışıyorum.

     Eşimle çocuk yapmaya karar vermemiz 4 yılımızı aldı. Sebebi ‘’Benden baba olur mu?’’ sorusuydu. Şimdi düşünüyorum da o kafamdaki adam olmayı bekleseymişim şimdi 9 yaşında güzel bir kızım olmazmış. Görüyorum ki bazı şeyler nasip. Kervan yolda düzülüyor gerçekten. Hem kızımı yetiştirirken hem de kendimi yetiştirmeye çalışıyorum. Vardır benim gibi eksik olduğunu düşünen. Şunu bilelim, hiçbir zaman tam olamayacağız. Tam olma hissi rasyonalitenin dışında, yani aklın almadığı bir dünya. Biz ise akıl ile kalbin beraber attığı bir anı yakalamayla ömrü tamamlayacağız. Tamlık bu dünyaya nasip olmayacak. Büyüklerden okuduğuma göre olmak için çalışmayı hiç bırakmamış fakat hiç ‘’Ben oldum’’ dememişler. Dünyayı da bırakmadan devamlı okumalı, büyükleri dinlemeliyiz. Yapılacaklar belli, peki bunu yapabilecek miyiz çok emin değilim. Burada inanç, iman kavramları devreye giriyor.

    Peki, modernitenin göbeğinde doğmuş birinin bu kavramlara aşina olması beklenebilir mi? Gerçekten zor fakat kader denen kavram da burada ortaya çıkıyor. Birçok insanın İslam ile buluştuğu o ya da bu sebebi görüyoruz. Allah nurunu tamamlayacak. Biz ise bir süre buna şahitlik edip gideceğiz. Asıl evimize, tamam olmaya.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir