Bu tip insanlar, yani benim ailem gibi olanlar, İslam’ın temsilcisi değildir. Sanıyorum böyle bir algı var toplumda. Bu insanlar günahkârdırlar; her insan gibi çalabilir, tecavüz edebilir, hayvana insana eziyet edebilirler.
Evet, Peygamber Efendimiz, “Onlara benzemeyin, benim ümmetim uzaktan tanınmalı ve karşı tarafa güven vermeli” demiştir. Fakat biz o peygambere layık olmaya çalışan bir ümmetiz. Başı açık olanımız da başı kapalı olanımız da o peygamberin ümmetidir. Benim alyansımı sağ elime takmam nasıl ki beni ahlaklı ve namuslu yapmıyorsa, alyansını altın takanı da namussuz ve günahkâr yapmaz.
Başı kapalının günah işlemesinin daha dikkat çekici olduğunu ya da cami imamının bir günah işlemesinin daha dikkat çekici olduğunu kabul ediyorum. Fakat bu ne İslam’ı kötü bir din yapar ne de beni namussuz bir cemaat üyesi yapar.
Semboller, Günah Algısı ve Toplumsal Sığlık
Ülkede herkes hayatını özgür bir şekilde yaşamaya çalışırken olmadık kimselerin ahlaksızlık yapması oldukça fazla gündemde tutuluyor. Bu “Bunlar böyle şekerim, İslamcılar, dinciler, şeriatçılar işte bu” ya da “Bunlar dini baskılar sebebiyle böyle oluyorlar; bir noktada patlıyor ve işte böyle ona buna sarıyor” lakırdıları çok sığ ve cahilce bir söylem.
Müslüman günah işlemez diye bir şey yoktur. Allah bu sebeple çok bağışlayıcı olduğundan ve rahmetinin büyüklüğünden bahseder Kur’an-ı Kerim’de. Bunun bir sebebi var; noksansız, eksiksiz olan bir tek O’dur.
Peki bu konuşmaların sebebi sadece cahillik mi? Tabii ki hayır! Özellikle bizim ülkemizde.
Karl Marx, Kilise Olgusu ve İthal Fikir Yanılgısı
Karl Marx haklıydı. Dinin kullanılması ve insanların din ile kandırılması, din yerine konulabilecek her şeyle uyuşturulması vardır ve gerçektir. Fakat bahsi geçen din değildir aslında. Kilisenin onlara anlattığı ve kilisenin onları zorladığı hayat bir din değildir. Bu, kendi çıkarları için insanların inanç sistemini manipüle etmesiydi.
Affedersiniz, bizim cahiller Karl Marx gibi bir adamın yaşadıklarını, hayatını bilmeden, değerlendirmeden bu topraklara onun ağzıyla hükmetmeye, söylemlerini kitaplaştırmaya başladılar. Şunun altını çizmek isterim: Karl Marx’ın bahsettiği din; kilisenin ateşinin sönmeye başladığı ve kapitalizmin doğduğu bir dönemdir. Köleliğin, insan haklarının, çalışma hukukunun, erkek-kadın farkının dağlar kadar olduğu bir dönem, bir coğrafyadır. Bizim topraklar kastedilerek söyleyecek tek kelimeleri olamaz.
Bu bağlamda, akıllı İslam düşmanlarının en sevdiği sığınak oldu; zira kendi fikirleriyle İslam’a ve Osmanlı’ya savaş açamazlardı. Cahiller içinse çok söylenecek bir şey yok. Kabul edelim, hayatta hep güdülen insanlar olacaktır. Para için yaşar, onun için ölürler.
“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünenler için deliller vardır.” (Rum 22)
İslam felsefesi okumayanların sadece Karl Marx gibiler üzerinden İslami değerleri ve kişileri değersizleştirmesi doğaldır. Doğal olmayan ise İslam topraklarında doğanların İslam felsefesini merak etmeyip Protestan topraklardan, Katolik topraklardan çıkanları okumasıdır. Gerçi onu da okuyorlar mı yoksa sosyal medyada gördüklerini mi ezberliyorlar, tartışılır.
Temsil Mesuliyeti, Yozlaşma ve Mutlak Terazi
Biz peygamber değiliz kardeşim. Siz nasıl ki bizden farklı değilseniz; nasıl çalar çarparsanız, biz de yaparız. Burada tartışılması gereken, düşünülmesi gereken şey: Bu toplum nasıl bu kadar ahlaksız olabildi? Başı açık ya da kapalı.
Ha şu var, burada haklısınız: Başı kapalı olan, açıktan “Allah’ım senin yolundayım” mesajı vermektedir. Ve evet, yaptıklarına iki kat dikkat etmelidir. Çünkü artık bir tür temsilci sayılır. Aynı doktorun para için yeni doğanları küveze koyması gibi bir durum var. O üniformadan bunu beklemezsin fakat işte ahlaksızlık her şeye, herkese sirayet etmektedir.
Bunu bırakın Allah’ın adaleti —inananlar için— tecelli etsin. Yaratılmışlar da uyduruk hukuklarıyla hükümlerini versinler. İnsanların adaleti eksiktir. Fakat Allah’ın adaleti en adaletli terazidir. Ne mutlu ki Müslümanım. Bu, Karl Marx’ın bahsettiği afyon değildir. Karl Marx’ı yaratan Yaratıcı’nın gerçekliğinin kabulü ve kalbin tek yoludur.
Ayrıca Bakınız: İnsanın kendi iç dünyasındaki çelişkileri ve ahlaki çatışmayı benzer bir samimiyetle ele aldığım Ruhun Kasabı: İnsanın Kendiyle Savaşı ve Varoluş başlıklı denememe de göz atabilirsiniz.
