KENDİMLE KONUŞMAM DAN HATIRLADIKLARIM
SURİYE-EĞİTİM SİSTEMİMİZ-DERTLERİM
   Dünya da olan bitenleri kendimle tartışırken aklımda kalanları buraya aktarmak istedim. Umarım gelecekte bu yazıyı tekrar yazmak zorunda kalmam. Kendim dahil bir takım şeyler olumlu yönde değişmiş olur Allah'ın izniyle...

   Bu bir ümitsizlik yazısı değildir. Aksine bir umut yazısıdır. Bu yazıyı yazmama neden olan olaylar ne kadar acı ve hüzünlü olsa da, ne kadar kendimden nefret etmeme sebebiyet verse de, ne kadar boş yaşadığım zamanları düşünüp kendimi zavallı hissetsem de, bu bir filiz, bir diriliş yazısıdır.

   Sabah kalkıp işe gider çalışır akşam eve yorgun gelir yatarız. Tv izler müzik dinler eğleniriz. Tatiller, konserler, maçlar vs. Mutlu olmak için ne gerekiyorsa yaparız ama hiç yetmez bu sahte mutluluklar bize. Daha mutlu olmak isteriz. Etrafımızdan da telkinler gelir ''mutlu olun bol bol gülün eğlenin'' hatta bir doktor vardı bir ara sanırım şöyle diyordu ''bir kahkaha attığınızda bir biftek yemiş olursunuz'' belkide yanlış hatırlıyorumdur her neyse, bunlar etrafımda ve medyada insanların hal tavır ve telkinleri.

   Herkes kendi dünyasında mutlu olmaya çalışırken komşu ülkelerde yerlere tebeşir ile anne resmi çizip gece o resmin üstünde huzurlu bir şekilde uyumaya çalışan ufacık çocuklar var. Bir hafta iki hafta aç kalan susuzluktan ölen insanlar var. Sizinle bir video paylaşacağım, eğer bu videoyu izlediğinizde en azından şu anlık mutlu olmaya utanmıyorsanız, yazının devamını da okumayın ve mutluluk ile uyuşturulmuş hayatınıza devam edin!


   Hala evim yok arabam eski, şu ayakkabıyı alamadım, anne bugün neden şu yemeği yaptın, çocuğum kıskanmasın onunda şusu busu olsun diyor musunuz?
   Bu çocuğun aç kalmasına sebep sadece Suriye değil, sadece Esed'e destek veren Putin değil. Bu suç benim. Senin. Ülkemi yönetmiş olanlar, herkes suçlu. 

   O çocuk aç dolaşırken senin keyif sürmenin bir karşılığı olmayacak mı? O çocuk anasız uyumaya çalışırken senin '' acaba daha fazla para kazanmak için neler yaparım'' diye düşünmenin bir karşılığı olmayacak mı? Bu iş bu kadar basit mi? Eğer ahiret inancınız var ise aksini düşünemezsiniz!

Siz şimdi ''abartıyorsun benim ne suçum var'' diyebilirsiniz. 

Hatay ile Halep arasında 35 km yok! Bu insanlar önce insan! Yetmedi mi? Müslüman bu insanlar! Olmadı mı? Peki. Hadi karşı olmama rağmen milliyetçilikte yapalım, Türkmen bu insanlar! Kim yardım edecek? Afganistan'a ettiği gibi Abd mi edecek? Bu kötü hissiyattan kurtulmak için, kaçmak için kendinizi kandırmayın! Hepimiz suçluyuz! Ben mutsuz olun, gülmeyin, para kazanmayın, çocuklarınıza bakmayın demiyorum. Ben bu suçluluğu hissetmenizi ve hayatınızı buna göre yaşamanızı tavsiye ediyorum. Bu düzeni değiştirecek fikirler ortaya koyan, hatta değişimi bizzat üstlenecek çocuklar yetiştirmenizi istiyorum. Basit bir şey yüzünden mutsuz olduğunuzda bu çocuğu düşünün. İkiz bebeklerinin cesedini kollarında taşıyan babayı düşünün. Yüreğiniz kaldırıyorsa tıklayın. Sizi ne mutsuz edebilir bunları düşününce? Hadi yaşadığınız en kötü olayı düşünün. Bu babayla yer değişmek ister miydiniz? Ya tecavüz edilip öldürülen Suriyeli bir kadın olmayı mı tercih edersiniz? Daha iyi daha fazla daha güzel olsun duygusuyla yaşayarak doyuma varamaz, kendinizi bir türlü tatmin edemezsiniz!

   Peki şimdi ne yapabiliriz; Şuan yaptığımızdan fazlası ancak sırtımıza tüfek alıp o bölgeye gitmek olur ki o da intihar gibi bir şey. Stklar ve Kızılay yolu ile yardım edilmeye çalışılıyor, devlet 4 milyon Suriyeliye çadır kentlerde bakıyor. ( Şaşırdığım ve şuan yapabileceğimize inanmadığım bir konu ise bizim kısmen de olsa Suriye ye girmemiz oldu. Ne kadar sevindim anlatamam ama yetmez. Fazlasını yapmamıza da müsaade etmezler) Suriyeliler de Türkiye ye kaçıyorlar. Buna da laf edenler var ama neyse o başka konu. Suriye den çıkmayanlar ise roketler ile savaş kanunlarına aykırı olsa da gaz bombaları ile öldürülüyorlar. Dün resimler ve videolar geldi, yukarıda paylaştığım baba onlardan biri. Video daha detaylı ama ben kısa bir kısmını koydum. İdlib'de 100 kişi gaz ile zehirlenmiş. Bir kısmı Türkiye ye hastanelere getirildi. Bu Suriye şehri Hatay'a 25 km uzaklıkta. Ne kadar aciz haldeyiz görün! Şunu belirmek isterim. Orada savaş yok! Savaş da taraflar konvansiyonel silahlar ile yada kılıç kalkan ile dişe diş savaşır. Burada öyle bir durum yok. Bir taraf gökten bomba bırakıyor silahsız insanları öldürüyor. O kadar. Dahada uzatabileceğim ama şimdilik kısa kestiğim bu cümle '' Suriyeliler neden kendi ülkesine gidip savaşmıyor'' diyenleredir! 

   Neden suçluyum, neden suçluyuz; Bizim geçmişten gelen bir misyonumuz var. Bu misyonu öğrenmeden büyüdüğüm için, daha erken fark edemediğim için suçluyum. Bu fikir ile beni yetiştirmeyen devletim, bu hassasiyet ile beni büyütmeyen ailem suçlu. Beni bu görev için değilde sezon sonu taktir alayım diye sınavlara sokan eğitim sistemi suçlu. Bu ülkeyi 35 km ötedeki kardeşini kurtaramayacak kadar aciz hale getiren insanlar suçlu. Onları unutmak olur mu. Bana söyleyin, yan oda da kardeşinizi gırtlaklasalar kılınız kıpırdamaz mı? Bizi kıpırdayamaz hale getirmişler. Ben 1985 doğumluyum, bu amaca haiz olmam neredeyse yirmili yaşlarımı buldu. Dünyada neyi değiştirebildin derseniz ancak fikirlerim değişti diyebilirim. Bir şeyleri fark edebildim ancak. Buna mukabil doğacak çocuğumu değiştirecek. Sizin de çocuklarınızı değiştirmeli! Tabi ben şanslı olanlardan kabul ediyorum kendimi. Yaşı 50-60 olmuş insanların hala mal varlığını düşündüğünü görünce ayrıca üzüntü duyuyorum.

   Devlet büyüklerine ve ailelere düşen görev; Bir çocuk var, amacı türkçe matematik fen gibi derslerinden 5 almaya çalışmak. Aldığında taktir edilen ve çok başarılı çocuk diye kabul edilen. Aile devamlı ''çocuğum okulunu başarılı olarak bitirirsen güzel üniversitelerde okur meslek sahibi olursun, baban gibi inşaatlarda çalışmaz patron olursun. Altında insanlar çalışır çok para kazanırsın'' diye çocuğun başının etini yiyor. Bu yazdıklarım bir çok ailenin çocuklarına anlattığı ve yaptığı motivasyon sözleridir. Meslek ve cümle değişip evrilebilir. Aşağı yukarı hepimiz bunu söylüyoruz çocuklara. Sonuçta ülkesinden, amaçlarından, kardeşlerinden, dininden habersiz, üretmeyen, tek düze bir insan yetişti. Ama büyük bir firmada CEO oldu. Tek meselesi firmasının cirosu... Hepimize tebrikler harika bir iş çıkardık değil mi!

   Eğer eğitim sistemi uygun hale getirilse ve pedagojik bir çalışma yapılsa. Her yaş daki çocuğa uygun cümleler ile şu beynine enjekte edilse (CEO ol çocuğum çok paran olsun yerine): ''Çocuğum senin ülken bir çok badire atlattı. Şöyle bir tarihimiz var. Ve şimdiki durumumuz bu. Mensubu olduğumuz dinin temsili noktasında dünyada problemler yaşanıyor. Müslüman kardeşlerimiz katlediliyor. Dünyanın başında Abd, Rusya ve bunlara ses çıkarmayan bir takım büyük Arap ülkeleri var. Bizde bunlara dur diyecek güç yok. Hem millet olarak bu fikre alışık değiliz hem devlet kadrolarımız bu dirayette değil hemde ekonomik olarak mümkün değil. Bizim bu düzeni değiştirmemiz gerekli. Sen ve senin gibi gençler bu ülkeyi düzlüğe çıkartacak, Allah'ın dinini gerektiği gibi temsil edeceksiniz. Okulda sana verilen matematik dersi fen dersi tarih dersi sadece birer ders değil, bu senin memleket meselen, bu senin ahiret meselen bu seninde doğacak çocuklarının geleceği, bu zulüm gören tüm insanların geleceği. Okula giderken bu fikir ile gitmeli geleceğini bu çizgide şekil vermelisin'' denilse! Yine CEO olsa ama Türkiye nin Apple ını kurup kendi firmasının CEO su olsa!..

   Bu yazdıklarım her çocuğun bilmesi gereken, buna göre yaşaması gereken bir düsturdur. Bunu tabi ki okul çağına gelmemiş çocuğa anlatmayacaksınız. Yalnız yolunu yapacak tohumları anne baba olarak atacaksınız. Belli bir yaşa geldiğinde bu fikirler ona saçma ve gereksiz gelmemeli. Bana ne dünya nın derdinden dememeli.

   Meselenin köküne inecek olursak, devlet bana para için sevmediği işi yapmak zorunda olan, salla başı al maaşı şeklinde çalışan memurlar ile ders okutmaya çalıştı. Hayatımın ufak bir kısmı hariç hiç bir devresinde okulu sevmedim. Aynı bir fabrika tezgahı gibi farklı farklı meşrep'den insanlara aynı dersi öğretmeye çalışmak en nazik dille aptallıktır! Bu aptallık ben okurken vardı hala devam etmekte. 100 yıldır görüldüğü gibi bu sistem bir tane Samsung, bir tane Opel, bir tane Rolls Royce (bir çok uçakta bu firmanın motorları bulunmaktadır) çıkaramadı. Çıkaramaz! 

   Devlet büyüklerinden ricam şudur ( Eğitim konusu ile ilgili büyük bir dosya hazırlayıp Cumhurbaşkanlığına da göndereceğim); para için değil, devlete sırtımızı dayayalım zihniyetiyle şansa öğretmen olmuş insanlarla değil, eğitimcilik işini seven, insanı seven, dünya meselelerimize haiz, neden bu işi yaptığını bilen, çocukları bu yönde telkin edici eğitimcilere ihtiyacımız var. Bu ülkenin eğitimcisi Suriye de olan biteni bilmeli, Myanmar da zulüm gören insanlardan haberdar olmalı ve her bir öğrencisine birer kahraman olacak gözü ile bakmalı dersini ona göre anlatmalıdır. Derslerinde bu düsturu anlatarak öğütler vermelidir. Özünde eğitim sistemimizin müfredatımızın baştan aşağı değiştirilerek daha milli ve daha dertli müfredat olması gerekmektedir. Bir çocuk daha orta okul çağında hangi mesleğe meyilli olduğu tespit edilip ona göre eğitim almalıdır. Memleketine silah çekebilecek zihniyetteki çocukları yetiştiren sistemin değişmesi gereklidir. Çocuk okuldan çıktığında hangi işe girsem diye düşünmek değil, memleketime hangi değeri kazandırabilirim diye yanmalı. Üretken olmalı. Ülkenin neresinde eksik varsa orayı yamayacak çocuklar yetiştirmeliyiz. Ressam olacak öğrenciye konusu ile alakasız dersler vererek o çocuğun zamanını çalarsınız başka bir şey yapmış olmazsınız. Bir çok nesil bu saçma sistem yüzünden özümüzden uzaklaştı. Yoldan birini çevirin ve konuşun, sorunlarını dertlerini dinleyin. Kaç tanesi yukarıda bahsettiğim sorunlardan bahsedecektir? Belki 1/1000 dir. Bu saçma sistemin daha zor işlediği Anadolu da yaparsanız bu araştırmayı belki biraz daha fazla memleket derdi ile yanan insan bulabilirsiniz!  Soma maden kazası sonrasında botları çamurlu diye temiz beyaz çarşaflı sedye ye ayaklarını uzatmaya çekinen amcayı hatırlıyorsunuz değil mi?!!! Hangimizde var böyle bir hassasiyet. Devlet seni maden kazasından koruyamamış ama hala devletin çarşafı kirlenmesinin derdinde adam. Atalarımız ''taş atana sen ekmek at'' derler, işte bu amca o düsturun, o fikrin temsilcisi. Belki bir çoğu bu fikir ile alay etti, belki anlayamadı ama bu fikir bizim kanımızda mevcut olan bir fikir. Olayın duygu boyutuna manevi boyutuna dokunmak adına böyle bir örneği verme ihtiyacı hissettim. Bu saçma sistem bu fikri tamamıyla öldürmüş değildir. Allah'ın izniyle o amcanın çocukları torunları dertlerimizle büyüyerek sorun çözen ülkesini kalkındıran insanlar olacaktır. Sadece o amcanın değil bizim çocuklarımızın da bu hassasiyet ile büyümesi için eğitim sistemimizi topyekun değiştirmeliyiz. Hiç bir devlet adamına düşmanlık beslenmesine müsaade etmeden, tüm yapılan doğruları ile yanlışları ile tarihimiz anlatılmalı amaç belirlenmeli, özden kopmadan yenilikçi, fenne astronomiye teknolojiye meyledecek, ülkenin ibn-i sina larını, newton larını, steve jobs larını yetiştirmeliyiz.

   Bizler eğitim konusunda sıfır noktasında değiliz. Öze dönmemiz ve yenilikçi olmamız yeterli olacaktır. Bakın size bir örnek vereyim; Hepiniz Robert Kolejini bilirsiniz. Şuan dünyada bir çok devlet adamı iş adamı bilim adamı yetiştirmiş bir kolejdir. Kurucusu Amerikalı Christopher Robert ve arkadaşı Cyrus Hamlin ile birlikte 1863 yılında koleji Rumelihisarında kurmuşlar. Bu başarılı okulu kurarken hangi eğitim kurumunu inceleyip kurdular dersiniz? Osmanlı'nın enderun mekteplerini incelediler oradan ilham alarak bu okulu kurdular.! Dediğim gibi özümüzden ilham alsak yeter. Biz Amerika gibi 200-250 yıllık bir devlet bir millet değil, 1000 yıllık bir devlet ve milletiz! Ona göre davranmalı ona göre yaşamalıyız. Bunu kibir ile değil, video daki ağlayan çocuğun verdiği üzüntü ile yazıyorum...

   Yazının en başında dediğim gibi, kendimle hasbıhal ederken vardığım sonuç budur. Eğitim! Yalnız Allahsız değil, Allahlı bir eğitim!

Eğer biz Allah ın son dini olan İslam'ın temsilcileri isek, Filistin, Suriye, Myanmar bizden 100 yıldır yardım bekliyor başımızdaki Abd ve Rusya yüzünden harekete geçemiyorsak gerekeni yapmalı, değişime eğitim ile başlamalıyız! Avrupa özentisi bir millet değil, Avrupa'nın özendiği, öz güveni yüksek, edepli, ahlaklı, üretken bir millet oluşturmalıyız. Bu sistemi düzenlerken de şimdi olduğu gibi dinimizi dışarıda tutmak değil, tam aksine sistemin tam göbeğinde bulundurmalı, o zaviyede hareket etmeliyiz. Aynı özümüzde olduğu gibi, aynı şuan Avrupa da olduğu gibi vesselam...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar